GEÇMİŞ SERGİLER


HİÇBİR ŞEY GÖREMEMEK
Özgür Atlagan, Luna Ece Bal, Berk Çakmakçı,
Alexandra R Howland, Burak Kabadayı, Serra Tansel


  • Alexandra R Howland EGE, 2016 Üç adet C-print, her biri 75 x 100 cm

  • Alexandra R Howland EGE, 2016 Üç adet C-print, her biri 75 x 100 cm

  • Alexandra R Howland EGE, 2016 Üç adet C-print, her biri 75 x 100 cm

  • Alexandra R Howland EGE, 2016 Üç adet C-print, her biri 75 x 100 cm

  • Berk Çakmakçı First-Person, 2017 HD video, iki kanallı ses, 5’

  • Berk Çakmakçı First-Person, 2017 HD video, iki kanallı ses, 5’

  • Berk Çakmakçı First-Person, 2017 HD video, iki kanallı ses, 5’

  • Berk Çakmakçı First-Person, 2017 HD video, iki kanallı ses, 5’

  • Berk Çakmakçı First-Person, 2017 HD video, iki kanallı ses, 5’

  • Berk Çakmakçı First-Person, 2017 HD video, iki kanallı ses, 5’

  • Burak Kabadayı Bırak Orada Kalsın, 2016 Alçı, tekrar eden ses

  • Burak Kabadayı Bırak Orada Kalsın, 2016 Alçı, tekrar eden ses

  • Luna Ece Bal Tuz Gölü Buluşması, 2016 Dijitale aktarılmış MiniDV, 1’51”

  • Özgür Atlagan Kükürt Öğleni, 2017 Fotoğraflar, dal, metin

  • Özgür Atlagan Kükürt Öğleni, 2017 Fotoğraflar, dal, metin

  • Özgür Atlagan Kükürt Öğleni, 2017 Fotoğraflar, dal, metin

  • Özgür Atlagan Kükürt Öğleni, 2017 Fotoğraflar, dal, metin

  • Serra Tansel haki, 2017 Boyanmış sahne üzerinde ses yerleştirmesi

Açılış resepsiyonu: 12 Ocak 2016 Perşembe, 19:00-21:00
Sergi tarihleri: 12 Ocak–11 Şubat 2017
Ziyaret saatleri: Salı–Cumartesi, 13:00-21:00; Pazar, 11:00-19:00

Alt Sanat Mekânı, Özgür Atlagan, Luna Ece Bal, Berk Çakmakçı, Alexandra R Howland, Burak Kabadayı ve Serra Tansel’in katıldığı Hiçbir Şey Görememek sergisini sunar. Hiçbir Şey Görememek, kişisel, kültürel ve siyasi olanı örtme içgüdüsünü ve şahit olma durumunu inceler. Sergi mekânı, paylaşılan bir stüdyo-çalışma mekânı olarak kurgulanacak; sergiden önceki dört hafta boyunca sanatçıların bazıları için yarı-zamanlı bir misafir sanatçı programına dönüşecek. Hiçbir Şey Görememek sergisine bir fanzin eşlik edecek.

Günümüzün fazlasıyla doymuş, uyarıcılarla dolu şehir ve sanal ortamlarını düşünürsek, güncel durumu okumak için yeni gözlere ihtiyaç var. “Anlaşılabilir hiçbir şey görememek, yeni normalimiz.”[1] Dijital dünya içinde de dışında da doğru olan bu cümle, yeni tepkiler doğurur. Özgür Atlagan işlerinde, çeşitli obje ve insanları bir battaniye ya da kağıda sararak, gizlenmiş objenin kendisi yerine örtme eyleminin ardındaki dürtüye işaret eder. Benzer şekilde Burak Kabadayı, tekrarlama işlemini bir çarpıtma ve gizleme stratejisi olarak ele alan, alternatif ve süreç odaklı bir yaklaşım izler. Bu paradigma sayesinde organik unsurlar ile şehir yapısı arasında beklenmedik gerilim döngüleri ortaya çıkar. Alexandra R Howland’ın AEGEA [EGE] (2016) serisi, Orta Doğu ve Avrupa’daki mülteci krizine, Türkiye’den Yunanistan’a geçmek isteyenlerin şişme botlarının makro lenslerle çekilmiş fotoğrafları aracılığıyla dikkat çeker; bu şekilde, görsel ve etik standartların ötesinde, günümüzün en unutulmuşlarını görünür hâle getirmeyi dener.

Luna Ece Bal ve Berk Çakmakçı’nın pratiklerinde peyzaj ile kurdukları ilişki, dünyaya insan odaklı bakmamak için birer metot sunar. Çakmakçı görünürlük ile kırılganlık arasındaki denkliği, reklamların cazibesi ve modern tatminsizlik üzerinden yorumlarken, Bal’ın Salt Lake Reunion [Tuz Gölü Buluşması] (2016) adlı videosunda, daire şeklinde dizilmiş tuz lekeli cam parçalarının ortasında, okültistik bir meditasyon uygulaması görülür. Serra Tansel, baskın anlatıların tek gerçeklik olarak sunumundan kaçınır. Görmek-görmemek üzerine yeni açılımlar getiren işleri, aynı zamanda yeni iletişim biçimleri önerir. Tansel’in kültürlerin kaynaşması ile ilgili önermeleri, olası gelecek senaryolarının şahidi niteliğindedir.

Sanatçılar hakkında
 
Özgür Atlagan, İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. 2016’da Torun’da (Ankara) solo sergisi açıldı. İstanbul Modern’deki “Yakın Menzil” grup sergisinde (2013) yer aldı. KABA Hat sanatçı kolektifinin üyesidir. Atlagan, yüksek lisansını görsel sanatlar alanında Sabancı Üniversitesi’nde tamamladı.
http://yok-tur.com/
 
Paris’te yaşayan sanatçı Luna Ece Bal, École Nationale Supérieure des Beaux-Arts’da yüksek lisans eğitimini sürdürüyor. Yakın zamanda İstanbul’da Space Debris’de solo sergisini (2016) gerçekleştiren Bal, Galerist’teki üç kişilik sergi “Casting the Circle”a (2016) da katıldı.
http://ece-bal.com/
 
İstanbul’da yaşayan görsel ve performans sanatçısı Berk Çakmakçı, Parsons School of Art and Design’da fotoğraf eğitimi aldı. Yakın zamanda katıldığı grup sergileri arasında, “Stereo-reality”, Proto5533 (İstanbul, 2016); “Camera Work”, Sheila C. Johnson Design Center (NYC, 2015); "20XX: Relics", Co-Pilot (İstanbul, 2014) sayılabilir.
http://berkcakmakci.com/
 
Fotoğrafçı ve sanatçı İngiliz-Amerikalı Alexandra R Howland, İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor. Uluslararası mecralarda işlerini sergileyen ve yayımlayan Howland, Old Bank District’te (Los Angeles, 2015) ve The Chapel Gallery’de (Los Angeles, 2014) solo sergiler açtı. Newsweek, Fokus, ve Al Jazeera’da fotoğrafları yayımlandı. Güzel Sanatlar ve Uluslararası İlişkiler alanlarındaki lisans eğitimlerini University of Southern California, Los Angeles’da tamamladı.
http://alexandrahowland.com/
 
Burak Kabadayı Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde yüksek lisans eğitimine devam ediyor. Yakın zamanda katıldığı grup sergileri arasında “Grid”, Mixer (İstanbul, 2016); “Sınırlar Yörüngeler 17”, Siemens Sanat, DEPO (İstanbul, 2015); ve “Genç Yeni Farklı VI”, Zilberman Gallery (İstanbul, 2015) sayılabilir.
http://burakkabadayi.com/
 
Londra ve İstanbul’da yaşayan ve çalışan Serra Tansel Central Saint Martins'in (Londra) güzel sanatlar bölümünden 2011’de mezun oldu. Museum für Neue Kunst’ta (Freiburg, 2016) “Freundschaftsspiele Istanbul : Freiburg” sergisine katıldı. En son solo sergisi noshowspace’de (Londra, 2016) gerçekleşti.
http://serratansel.com/

[1] Hito Steyerl, “A Sea of Data: Apophenia and Pattern (Mis-)Recognition,” e-flux journal 72, Nisan 2016, http://www.e-flux.com/journal/72/60480/a-sea-of-data-apophenia-and-pattern-mis-recognition/


RANIA STEPHAN

  • Rania Stephan, “Soad Hosni’nin Üç Kayboluşu”ndan bir kare (2011), sanatçının izniyle

  • Rania Stephan, “Hareket Eden Kare”den bir kare (2016), sanatçının ve Marfa’ Projects’in (Beyrut) izniyle

  • Rania Stephan, “Başka Kim Olabilirdi Ki” (2016), detay, sanatçının ve Marfa’ Projects’in (Beyrut) izniyle. Fotoğraf: Batu Tezyüksel

  • Rania Stephan, “Başka Kim Olabilirdi Ki” (2016), detay, sanatçının ve Marfa’ Projects’in (Beyrut) izniyle. Fotoğraf: Batu Tezyüksel

  • Sol: Rania Stephan, “Hareket Eden Kare” (2016) sanatçının ve Marfa’ Projects’in (Beyrut) izniyle. Sağ: Rania Stephan, “64 Gün Batımı” (2013), sanatçının izniyle. Fotoğraf: Batu Tezyüksel

  • Sol: Rania Stephan, “Hareket Eden Kare” (2016) sanatçının ve Marfa’ Projects’in (Beyrut) izniyle. Sağ: Rania Stephan, “64 Gün Batımı” (2013), sanatçının izniyle. Fotoğraf: Batu Tezyüksel

  • Rania Stephan, “64 Gün Batımı” (2016), sanatçının izniyle. Marfa’ Projects (Beyrut) ve Alt Sanat Mekânı (İstanbul) ile birlikte üretilmiştir. Fotoğraf: Batu Tezyüksel

  • Rania Stephan, “64 Gün Batımı” (2016), sanatçının izniyle. Marfa’ Projects (Beyrut) ve Alt Sanat Mekânı (İstanbul) ile birlikte üretilmiştir. Fotoğraf: Batu Tezyüksel

  • Rania Stephan, “64 Gün Batımı” (2016), detay, sanatçının izniyle. Marfa’ Projects (Beyrut) ve Alt Sanat Mekânı (İstanbul) ile birlikte üretilmiştir. Fotoğraf: Batu Tezyüksel

Açılış resepsiyonu: 15 Aralık 2016, Perşembe, 19.00-21.00
Sergi tarihleri: 15 Aralık 2016–5 Şubat 2017
Ziyaret saatleri: Salı–Cumartesi, 13.00-21.00; Pazar, 11.00-19.00

Alt Sanat Mekânı, Rania Stephan’ın film ve fotoğraflarını sunar. Stephan, Türkiye’deki ilk solo sergisinde Mısırlı film yıldızı Soad Hosni (1943-2001) ve Hosni’nin yaşadığı dönemle ilgili işlerini gösterecek. Sanatçı, Hosni’nin 2001’de Londra’daki şüpheli ölümünün ve ardında bıraktığı mirasın yansımaları aracılığıyla kadınların temsil edilme biçimlerini ve imgelerin toplumları şekillendirmedeki etkisini sorgular.

Serginin merkezinde, tamamen Soad Hosni’nin 1959 ve 1991 yılları arasında yaptığı filmlerden sahnelerle oluşturulmuş, 70 dakikalık film The Three Disappearances of Soad Hosni [Soad Hosni’nin Üç Kayboluşu, 2011]yer alıyor. Stephan’ın titiz bir şekilde seçtiği ve bir araya getirdiği imgeler, seslerin de yeniden düzenlenmesi ile Hosni’nin büründüğü karakterleri, kendi hayatı ve ölümünü dile getiren birer anlatıcı rolüne sokuyor. Still Moving[Hareket Eden Kare, 2016] ise Hosni’nin yüzünün 10 saniyelik yakın çekimini 11 dakikalık bir sekansa dönüştürürken, kaynak malzemesi olan VHS kasedin grenli dokusu ve titreşimlerini ön plana çıkarıyor ve bu kusurluluğu, güzelliğini acı içerisindeyken bile koruyan bir yüz aracılığıyla daha da vurguluyor. Bu iki iş de, bir şekilde, Hosni’nin kişisel dönüşümü ve Mısır’daki siyasi, sosyal ve kültürel değişimlerin kalıntısı hâline geliyor. Kişisel ile kolektif arasında hislerin nasıl birbirine geçebileceğini de araştıran işler, “kişisel tutku” ile “Stephan’ın birçok kişiyle paylaştığı” tutkunun eşzamanlılığını irdeliyor.[1]

64 Dusks [64 Gün Batımı, 2016] adlı fotoğraf serisinin çıkış noktası, sanatçının ”yapamayacağı filmi gerçekleştirmek” üzere Londra’da Hosni’nin vefat ettiği mekâna yaptığı ziyaretler oldu.[2] Bu diptik serisi, Hosni’nin 21 Haziran 2001’de intihar ettiği zaman dilimi olan gün batımında, şehirdeki konumu önemli olmaksızın sanatçının karşılaştığı farklı mekân ve görüntüleri yan yana getiriyor. Aynı adlı videoda (2013), hareket eden araçtan yapılan çekimlerde yıldızın ölüme atladığı apartman görülüyor. Bu tekrarlanan hareket, bir yandan sanatçının ısrarlı bakışını somutlaştırırken, öte yandan Hosni’nin vefatıyla ilgili ipuçlarının bulunamazlığını daha da hissedilir kılıyor. Hosni bir anlamda bu bakışa elinde kamera tutarken ve gülümserken görüldüğü Who Else Could It Be’de [Başka Kim Olabilirdi Ki, 2016] karşılık veriyor. Buluntu bir fotoğraf olan bu iş, Stephan ve Lübnanlı galericisinin de içinde olduğu ilişkiler ağının sessiz bir tanığı olarak beliriyor. Stephan’ın işleri aracılığıyla Mısırlı yıldızın farklı yüz ve replikleri, bugün Orta Doğu’da sürmekte olan devrim ve karşı devrimlere işaret ediyor.

Rania Stephan (d. 1960, Lübnan) Beyrut’ta yaşayan bir yönetmen ve sanatçıdır. Yakın zamanda Marfa Projects’te (Beyrut) On Never Being Simply One adlı tek kişilik bir sergi gerçekleştirmiştir. İşlerinin gösterildiği yerlerden bazıları: Home Works 6 & 7, Beyrut, 2013 ve 2015; Sharjah Art Foundation Biennale Film Program, Şarca, 2015; Berlinale Forum Expended, 2015; Zawiya, Kahire, 2015; Parle Pour Toi, Marian Goodman Gallery, Paris, 2014; Institute of Contemporary Arts (ICA), Londra, 2014; British Film Institute, Londra, 2014; DokuArts, Berlin, 2014; On the Edgware Road, Serpentine Gallery, Londra, 2013; Sharjah Biennial 10, Şarca, 2011; National Gallery Sydney, Sidney, 2013; Rotterdam Uluslararası Film Festivali, 2012; dOCUMENTA 13: Kahire Semineri, Kahire, 2012; Chicago Uluslararası Film Festivali, 2012; MoMA PS1, New York, 2011; Serpentine Gallery, 2011; Ashkal Alwan, Beyrut, 2011; LUMA Ödülleri, Arles Festivali, 2011; Lübnan Pavyonu, 53. Venedik Bienali, 2009; Paris Sinema Festivali, 2007. Memories for a Private Eye [Bir Özel Dedektif için Hatıralar] adlı üçlemesinin ilk bölümü 2015’te gösterime girmiştir; şu anda ikinci ve üçüncü bölümleri üzerine çalışmaktadır.

Stephan, Latrobe Üniversitesi’nde (Melbourne, Avusturalya) lisans eğitimini Sinema alanında tamamlamıştır. Yüksek lisans eğitimini Université-Paris VIII’de (Nanterre, Fransa) almıştır. Stephan’ın işleri Museum of Modern Art (MoMA) ve Fondation Louis Vuitton (Paris) koleksiyonlarında yer alır.

[1] Rania Stephan, Elizabeth Stoney’den alıntı, “Life on Screen: Rania Stephan,” ArtAsiaPacific 79 (Temmuz-Ağustos 2012), 24 Ekim 2016’da ulaşıldı.
http://artasiapacific.com/Magazine/79/LifeOnScreenRaniaStephan
[2] Sanatçının Who Else Could It Be (2016) adlı işine dair ifadesi.


3.İSTANBUL TASARIM BİENALİ
Biz İnsan mıyız? Türümüzün Tasarımı
2 saniye, 2 gün, 2 yıl, 200 yıl, 200.000 yıl

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 3. İstanbul Tasarım Bienali, 22 Ekim’de kapılarını ziyaretçilerine açtı. “BİZ İNSAN MIYIZ? : Türümüzün Tasarımı : 2 saniye, 2 gün, 2 yıl, 200 yıl, 200.000 yıl” başlığıyla, Beatriz Colomina ve Mark Wigley küratörlüğünde düzenlenen 3. İstanbul Tasarım Bienali, “insan”ın 200.000 yıl boyunca tasarımla kurduğu ilişkiyi, arkeolojiden son teknolojiye, tıptan mimarlığa, bilimden iletişime birçok farklı alanda inceliyor. Bienalde, 50’nin üzerinde ülkeden 250’nin üzerindeki katılımcının 70’in üzerinde projesi yer alıyor. Bienalde yer alan projeler, tasarımın insan hayatını, bedenini, yaşadığı gezegeni ve zamanı nasıl kökten değişikliklere uğrattığını gösteriyor.

3. İstanbul Tasarım Bienali sergileri ücretsiz olarak olarak Karaköy’deki Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, Studio-X Istanbul, DEPO, bomontiada’da yer alan Alt Sanat Mekânı ve girişin müze biletiyle yapılacağı Sultanahmet’teki İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde gezilebiliyor.

İstanbul Tasarım Bienali, sergilerin yanı sıra paneller, söyleşiler ve birçok farklı etkinlikle de bir ay boyunca tüm şehre yayılıyor. Bienalin ilk yılında başlatılan Akademi Programı’nda bir kez daha Türkiye’den ve yurtdışından üniversitelerin katıldığı ve bienal teması kapsamında üniversitelerde yapılan çalışmalar sergileniyor. Bu yıl başlatılan İstanbul genelinde farklı bölgelere yayılan Yaratıcı Mahalleler programında özel projeler ve etkinlikler yer alıyor. Tasarım Rotaları da kentte tasarım odaklı mekânlara yapılacak yürüyüşleri içeriyor.

BİZ İNSAN MIYIZ? : Türümüzün Tasarımı : 2 saniye, 2 gün, 2 yıl, 200 yıl, 200.000 yıl”

3. İstanbul Tasarım Bienali, birlikte “BİZ İNSAN MIYIZ?” teması altında “insan” ve “tasarım” arasındaki yakın ilişkiyi derinlemesine inceliyor. Bienal, tasarımı insanlığın başladığı andan itibaren yeniden düşünmeyi hedefliyor. Bunun için de ilk ayak izlerinden en yeni dijital ve karbon ayak izlerine, son 2 saniyeden 200.000 yıl öncesine kadarki zaman dilimine odaklanıyor.

Küratörlerin tema hakkındaki metinleri:
İnsanlar ürettikleri tasarımların etkisiyle köklü değişimler geçirirken tasarım dünyası da bir yandan genişliyor. Her şeyin tasarlandığı bir devirde yaşıyoruz: Büyük bir özenle şekillendirdiğimiz kişisel görünümümüz ve dijital kimliğimiz, bizi çevreleyen kişisel cihazlar, yeni maddeler, ara yüzler, ağlar, sistemler, altyapılar, veriler, kimyasallar, organizmalar ve genetik kodların hepsi tasarlanıyor. Her gün uzayın derinliklerinden kendi bedenimiz ve beynimizin derinliklerine uzanan binlerce tasarım katmanını tecrübe ediyoruz.

Tasarım, dünya hâline geldi. İnsanı insan yapan şey de tasarım. İlk aletlerden, katlanarak genişleyen insan kabiliyetine, sosyal yaşamın temelinde tasarım var. Öte yandan tasarım, eşitsizlikler ve yepyeni görmezden gelme biçimleri de oluşturuyor. Bir yandan dünyada hiç olmadığı kadar insan savaş, kanunsuzluk, yokluk ve iklim şartları nedeniyle zorunlu olarak yerinden olurken, diğer yandan insanın genetik yapısı ve iklimin kendisi aktif olarak yeniden tasarlanıyor. Artık “iyi tasarım” olgusuna sığınamayız. Tasarımın baştan tasarlanması gerekiyor.”

3. İstanbul Tasarım Bienali, her şeyin tasarlandığı bir çağda, artık “iyi tasarım” olgusuna sığınmadan, “tasarım”ı yeniden düşünmeyi hedefliyor. Bienal sergileri Bedeni Tasarlamak, Gezegeni Tasarlamak, Yaşamı Tasarlamak ve Zamanı Tasarlamak adlı 4 farklı proje “küme”sinden oluşuyor. Bedeni Tasarlamak başlığı altında sergilenen projeler, insan bedeninin nasıl sürekli yeniden inşa edilen bir yapı olduğunu  farklı yönleriyle keşfe çıkıyor. Bu bölümde ellerimizin benzersiz işleyişinden beyin üzerine yapılan son araştırmalara kadar farklı işler görmek mümkün. Gezegeni Tasarlamak  bizi geniş topraklar ve ekolojilerdeki insan tasarımı üzerine yeniden düşünmeye davet eden bir dizi proje sunuyor. Yaşamı Tasarlamak, üretilen yeni mekanik, elektronik ve biyolojik yaşam formlarını inceliyor.  Zamanı Tasarlamak  bizi, en eski tarihlerdeki ilk insan aletleri ve süslemelerden, insanlara kendilerini 2 saniye kadar kısa bir sürede tekrar tasarlayabilme olanağı veren sosyal medya kanallarına uzanan yeni bir tür arkeoloji ile tanıştırıyor.

3. İstanbul Tasarım Bienali ile ilgili ayrıntılı bilgi için:  http://bizinsanmiyiz.iksv.org/

Sosyal medyada 3. İstanbul Tasarım Bienali:

facebook.com/istanbultasarimbienali
twitter.com/tasarimbienali
instagram.com/tasarimbienali/
istanbuldesignbiennial.tumblr.com
pinterest.com/istanbuldesignb
Snapchat: tasarimbienali

#bizinsanmiyiz/ arewehuman / #istanbultasarimbienali / #istanbuldesignbiennial


AHMET ÖĞÜT
Tam Gün Devam

  • Diğerleri Saldırırken, 2016 Sanatçının izniyle. Alt Sanat Mekânı (İstanbul) ile birlikte ortak üretilmiştir.

  • Bakunin’in Barikatı, 2014/2016 Sanatçı ve Aslı ve Ali Kerem Bilge’nin izniyle

  • Bakunin’in Barikatı, 2014/2016 Sanatçı ve Aslı ve Ali Kerem Bilge’nin izniyle

  • Her Türlü Zevk Mekânı, Shapingba Bölgesi, Chongqing, 2014 Sanatçı ve Ayşegül-Ömer Özyürek Koleksiyonu’nun izniyle

  • Hafif Zırhlı, 2006/2013 Sanatçının izniyle

  • Diğerleri Saldırırken, 2016 Sanatçının izniyle. Alt Sanat Mekânı (İstanbul) ile birlikte ortak üretilmiştir.

  • Diğerleri Saldırırken, 2016 Sanatçının izniyle. Alt Sanat Mekânı (İstanbul) ile birlikte ortak üretilmiştir.

  • Diğerleri Saldırırken, 2016 Sanatçının izniyle. Alt Sanat Mekânı (İstanbul) ile birlikte ortak üretilmiştir.

  • Ahmet Öğüt’ün Diğerleri Saldırırken, 2016),adlı işi için araştırma görseli Alt Sanat Mekânı (İstanbul) tarafından komisyon edilmiştir.

Alt Sanat Mekânı (İstanbul) tarafından komisyon edilmiştir.

 

Açılış: Çarşamba, 13 Temmuz 2016, 19:00-21:00
Sergi tarihleri: 13 Temmuz—9 Ekim 2016
Ziyaret saatleri: Salı—Cumartesi, 13:00-21:00; Pazar, 11:00-19:00

Alt Sanat Mekânı Ahmet Öğüt’ün çoğunlukla yeni komisyon edilmiş işlerinden (heykel, yerleştirme ve video) oluşan Tam Gün Devam adlı sergisi, bir bütün olarak zaman adaletsizlik ve direnişi konu ediniyor.

Ahmet Öğüt’ün Diğerleri Saldırırken, 2016, adlı yerleştirmesi bronz heykellerden oluşur. Hem soyut hem somut denebilecek nitelikteki heykellerin çıkış noktası, Güney Afrika-Cape Town’dan Alabama-Birmingham’daki sivil haklar hareketlerine, tarihi protestolar sırasında polis köpekleri tarafından saldırıya uğrayan insanların arşiv fotoğraflarıdır. Heykellerin, anıtları veya aristokratik büstleri çağrıştıran bir materyalden—bronzdan—yapılmış olması, figürlerin mücadelesinin sürekliliğini vurgular. Eylül ayı başında, bu işlerin yerine, 11. Gwangju Bienali (Güney Kore) ve The Marmara Pera Oteli, Türkiye, ile aynı anda gösterilecek çift kanallı bir animasyon, Müşterek (2016), gelecektir.  Bu iş, hem Güney Kore hem de Türkiye’de protestolar sırasında hayatlarını kaybeden insanlara odaklanır.

Başka bir yeni iş, Altı Aylık (2016), kapanmış veya kabuk değiştirmiş sanat mekanlarının tabelalarını bir araya getirir: müzeler, galeriler, vakıflar, kâr amacı gütmeyen kurumlar ya da sanatçı mekânları, İstanbul’un kültürel yaşantısında belirip kaybolanların altını, ekonomik, sosyal ve politik boyutlarıyla çizer. Alt’ın yeni açılmış bir sanat mekânı olarak kapanan mekânlarla paylaştığı geleceğe dair belirsizlikler göz önüne alındığında, Öğüt’ün işi ayrı bir somutluk kazanır.

Sergi kapsamında, mevcut bir iş, Bakunin’in Barikatı (2014/2016), Bilge Ailesi’nin Türkiye’den modern ve güncel yağlı boya resim koleksiyonunu içerecek şekilde yeniden kurgulanmıştır. İş, Mihail Bakunin’in 1848’de Prusyalı kuvvetlere karşı Dresden’deki sosyalist başkaldırının ön saflarına sanat eserleri yerleştirme önerisinden esinlenerek, yerel bağlamda nefsi müdafaa ve sivil direnişe dikkat çeker. Öğüt’ün Light Armoured /Hafif Zırhlı, 2006-2013, işi ise The Marmara Pera Oteli’nin, tepesindeki YAMA ekranında oynayan bir videoyla beraber, ölçekli bir modelinden oluşur. Bu kısa animasyonda, küçük taşların fırlatılmakta olduğu zırhlı bir araç görülür. Başka bir heykel, Pleasure Places of All Kinds; Shapingba district, Chongqing /Her Türlü Sayfiye Yeri, Shapingba bölgesi, Chongqing,2014, Çin’de iyi bilinen bir “çivi ev”in ölçekli bir maketidir. Bu evde, kamusal ve kişisel alanlar iç içe geçerek, devlet uygulamaları ya da kurumsal yaptırımlara karşı gündelik bireysel direniş biçimleri vücut bulur.

Ahmet Öğüt, 1981, Diyarbakır, Türkiye. Kişisel sergilerinden bazıları: Van Abbemuseum, Eindhoven, 2015; Chisenhale Gallery, Londra, 2015; Delfina Foundation, Londra, 2012; SALT Beyoğlu, İstanbul, 2011; Stedelijk Museum Bureau, Amsterdam, 2010; ve Kunsthalle Basel, 2008. Grup sergilerinden bazıları: 11. Gwangju Bienali, 2016; Manifesta 11, Zürih, 2016; Kiev Bienali, 2015; 13. Lyon Bienali, 2015; 19. Sidney Bienali, 2014; Performa 13 ve 09, New York, 2013 ve 2009; 12. ve 9. İstanbul Bienalleri, 2011 ve 2005; 5. Berlin Bienali, 2008; 53. Venedik Bienali’nde Türkiye Pavyonu (Banu Cennetoğlu ile), 2009. Öğüt, 2013’te Fondazione Pistoletto ve Fondazione Zegna tarafından, The Silent University’yi /Sessiz Üniversite, kurduğu için Visible Award’a layık görüldü. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden lisans, Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nden yüksek lisans derecelerini aldıktan sonra, 2007-2008 yıllarında Rijksakademie van beeldende kunsten’de (Amsterdam) misafir sanatçı programına katıldı. Berlin ve Amsterdam’da yaşıyor


MARWA ARSANIOS
Notlar, Metinler, Açıklamalar ya da Yürürken Nasıl Okunur

  • Olga’nın Notları, Kütüphane, 2013 mor charpentier’nin (Paris) izniyle

  • Hiç Ayı Öldürdün mü ya da Jamila Olmak, 2013-2014 mor charpentier’nin (Paris) izn